Yazılımla ilgili boş mevzular(!)

Bu çiçeklerin konuyla alakası yok:)

Normalde bu blogu bilgisayar bilimleri konularını tekrar ziyaret ederken aldığım notları paylaşmak için kullanmayı planlıyordum. Ancak bir hafta önce bu kadar etkileşim alacağını düşünmediğim, sınıfsal açıdan dezavantajlı başladığım ve sonra cinsiyet sebebiyle yaşadığım birkaç ayrımcı örnek ile yazılımcılık serüvenimi anlatan bir tweet dizisi paylaşmıştım. Birçok kadının benzer sebeplerden ya kendine güvensizlik yaşadığı ya da komple sektörü bıraktığını da böylece öğrenmiş oldum. Ben kendim bununla nasıl başa çıktım ve aslında olması gerekenin ne olduğunu elimden geldiğince anlatmaya çalıştım.

Neredeyse dokuz yıl oldu bilişim sektöründen ilk paramı kazanmaya başlayalı. O günden bu yana altı farklı şirkette/kurumda, üç farklı şehirde ve iki farklı ülkede çalıştım. Sayısını şimdi pek hatırlayamadığım kadar iş görüşmesine girdim. İş görüşmelerinde masanın her iki tarafında da yer aldım ve her iki tarafında da kimi zaman cinsiyetimden ötürü kimi zaman etnik kökenimden dolayı ayrımcılığa uğradım. Tabiki bunu kimi zaman ilk anda kimi zaman üzerinden çokça zaman geçip kendinizi defalarca sorguladıktan sonra farkediyorsunuz. Her iki durumda da kesinlikle insanı hem iş yaşamında hem özel hayatında hasta eden bir durum. Bir sesimin olmadığını ve bunun suçlusunun kendim olduğunu düşünerek geçti zamanımın çoğu.

Şu anki ‘ben’e ulaşana kadarki uğraşlarım

  • Çok çalışmak: Bunun gerçekten bir sonu yok. İlk işe başladığım dönemlerde neredeyse yalnızca 3-4 saat uyuyordum. Bütün hayatım işti. O dönem bana dayatılan başarı kriterinin gerçekçi olmadığını ve yapılanın zorbalık olduğunu çok sonraları farkettim. Kaldı ki iş yerinde yaptığınız her iş size bir şeyler katacak diye bir şey yok. O yüzden işi mesai saatleri içerisinde bırakıp geri kalan kısmı kendi ilgi alanınıza uygun kullanmak daha doğru olacaktır.
  • Yan projeler yapmak: Çaylaklık dönemi insanın yeni bir şeyler öğrenmek için motivasyonunun en yüksek olduğu dönem. O sebeple iş yerinde yaptıklarınız ile alakalı veya değil sadece meraktan kendi zamanınızın bir kısmını bu tarz projelere ayırmak hem kendinizi tanımak hem de neler yapabileceğinizi görmek açısından iyi bir yöntem. Ben de öyle yaptım. Öncelikle kendime ait zamanımın olmasına izin verecek şekilde çalıştığım şirketi değiştirdim. Sonra özgür yazılımlar geliştirerek ve konferanslarda eğitimler vererek iş yerimde bulamayacağım deneyimler edindim.
  • Dil kursu: Akıcı ve akademik seviyede İngilizce konuşmaya kafayı takmıştım. Bunun sebebi aslında sonunda bir planım olması değildi. Bunca yıl İngilizce eğitimi alıp konuşmaya gelince zorlanmak bana çok saçma geliyordu ve bunu bir şekilde halletmeliydim. Kursa gittim o sebeple ama yeterli gelmedi. Günlük hayatta kullanmadığın dil ana dilin bile olsa köreliyor. Dolayısıyla günlük yaşantımda kullanmaya beni zorlayacak bir iş arayışı beynimin içinde çanlarını çalmaya başlamıştı. Onun öncesinde Amerikalı bir arkadaşımla düzenli olarak pratik yaparak bunu aşmaya çalıştım.
  • Uluslararası bir firma deneyimi: Yaptığım yan projelerin ve toplulukta aktif rol almamın da yardımıyla uluslararası bir firmada işe girdim. Çalışanlara sağlanan eğitimler, farklı kültürlerden ve coğrafyalardan insanlarla çalışma deneyimi bir firmanın sağlayabileceği bütün imkanları sonuna kadar kullandığımı düşünüyorum.
  • Yurtdışı deneyimi: Çocuk sahibi olduktan sonra hem İstanbul’da kurulması zor iş-yaşam dengesini kuramamaktan hem de çocuğumuzun geleceği için kaygılarımızdan dolayı yurtdışına taşınmaya karar verdik. Elbetteki herkesin bu konuda farklı görüşleri olabilir. Ama en azından birkaç yıl farklı ülkelerde (özellikle sosyal açıdan gelişmiş olanlarında) deneyim kazanmak hem kendi ülkene uzaktan baktığında nelerin daha iyi nelerin çok çok daha kötü ve nelerin gerçekten iyileştirilebilir olduğunu görmek açısından mutlaka yapılması gerek. Teknik gelişim için uzaktan çalışma da bir seçenekken kişisel gelişim açısından başka ülkede yaşama deneyiminin imkanı olanların kesinlikle yaşaması gerektiğini düşünüyorum.
  • Sonuç: Artık neyi bilip neyi bilmediğimin farkındayım. Hiç kimsenin mükemmel olmadığının ve olamayacağının farkındayım. Fikirlerimi çekinmeden söylemem gerektiğinin ve onları destekleyici sağlam argümanlarla sonuna kadar savunmam gerektiğini, yanılıyor olsam bile sonunda doğrusunu öğreneceğimi biliyorum. Tartışma kültürü olmayan insanlarla ve sağlam bir argümanı olmamasına rağmen ikna olmaya asla yanaşmayan insanlarla tek başıma uğraşmıyorum mesela artık. Alınacak kararlardan sorumlu kim varsa dahil edip sorunu beraber çözmeye çalışıyorum. Birlikte çalışması mümkün olmayan insanları tek başıma düzeltmeye çalışmıyorum. İşi işte bırakıyorum.

Teknik konular konuşalım vaktimizi neden buna harcıyoruz?

Yazılım geliştirme bir yazılım projesini zamanında ve düzgün teslim etmeyi, mimari tasarımı, kullanılacak araçlara karar vermeyi, yazılımı ihtiyaca uygun yeniden şekillendirmeyi, ihtiyaca zamanında cevap verebilmeyi vb. kapsar. Hepsinin başarılı bir şekilde yerine getirebilmenin yolu insanlar arasındaki ilişkilerden geçiyor. Siz iyi bir yazılımcı olmayı bir programlama dilini, bir aracı, bir framework’ü, bilgisayar organizasyonunu/mimariyi, işletim sistemlerinin çalışma prensiplerini çok iyi bilmek olarak düşünüyorsanız çok feci yanılıyorsunuz. Hepsi teknik konularda kıdemli olup birbiriyle iletişim kuramayan, işi bitirebilmek için yeterli aidiyet hissine veya motivasyona sahip olamayan, veya tam tersi tek başına projenin büyük bir kısmını üstlenip en kötü ihtimalle projeyi batırıp en iyi ihtimalle projeyi kaçınılmaz tek insana bağımlılık (bus factor) kaderine mahkum eden insanlardan oluşan ekiplerle çokça karşılaşmanız işten bile değil. Kısacası demek istediğim yazılım yaşam döngüsü insan bağımlıdır. İnsanı etkileyen her konu aynı zamanda tekniktir de. Bir projenin başarılı olması için insanların iş yerindeki refahına, motivasyonuna, özel yaşantısındaki kaygılarına göbek bağı ile bağlısınız.

Ne yapalım?

  • Dezavantajlı durumdaki gruba dahil iseniz, örgütlenmek, sizinle benzer dertlerden müzdarip insanlarla bir araya gelip ortak akıl oluşturarak eylemlerde bulunmak, görünür olmak, farkındalık yaratmak zaten yüz yıllardır bilinen ve işe yarayan bir pratik. Bunun yanında enerjimizi kendi küçük dünyası içinde mutlu, bir başkasıyla empati kuramayacak seviyedeki ve elbetteki sizi anlamaya hiç niyeti olmayan insanlara harcamak kendinize yapacağınız büyük bir kötülük olur. Muhattabımız kişiler değil sistem olmalı.
  • Ayrıcalıklı gruba dahil olanlar ve dezavantajlı gruptakiler ile dayanışma içerisine girmek isteyenler iyi niyetli de olsa akıl vermek yerine onların taleplerini ve hikayelerini görünür kılmayı denemeliler.
  • İş verenler/yöneticiler/kurumlar/şirketler: adaletin sağlanması ve herkesi kapsayan bir yapının benimsenmesi iş yerindeki refahı arttıracağı için çok sesliliği, deneyim çeşitliliğini, problemlere alternatif çözümleri beraberinde getirip eleman bulamamayı, bulunan elemanı elden kaçırmamayı da çözecektir. Bunu sadece dezavantajlı gruptan ‘sembolik’ veya ‘göstermelik’ istihdamlar yapmak ile değil halihazırda var olan çalışanlarınızın da kurum içerisinde yeterince temsil edilip edilmediğinden emin olup olası problemlere mümkün olduğunca çözüm getirmek ile de yükümlüsünüz. Bu durumda yine en karlı çıkan siz oluyorsunuz:)

Leave a comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *